Profileböyle iştee :))PhotosBlogLists Tools Help

Ayşegül Sünbül

No list items have been added yet.
1|false|

Image Hosted by ImageShack.us

August 24

EGER

 

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!

faketmez

 

Hiç bu iki kelime üzerine düşündünüz mü? Yada bu kelime canınızı yaktı mı hiç? Bir şeylerin sizin için çok fark ettiği günlerde, yakınlarınızda birileri için tam tersi olduğunda küstünüz mü o aranızdaki çiçekli bahçeye? Bir şarkıyı ölesiye sevdiğinizde, bir yemeği iştahla hazırladığınızda,bir filimi onlarca kez izlediğinizde, bir kitabı döne döne okuduğunuzda, kapınıza bırakılan ve sizin olmayan yanlış gazeteye öfkelendiğinizde ve bir şiirin dizesini binlerce kez aynı çoşkulu solukla okuduğunuzda, yani sizin için bir şeyler fark ederken yanınızdaki için fark etmediğinde kırıldınız mı?

          Galiba böyle böyle hırpalanıyor ilişkiler. Yada hırpalanmış ve bitap düşmüş ilişkiler bu sözcükle sinyal veriyor. <sinemaya mı gidelim, tiyatroya mı? > diye soruyor kadın. <bilmem, benim için fark etmez> diyor adam. <pilav mı yapalım makarna mı?> Diye soruyor. <sen bilirsin, benim için fark etmez> diye yanıtlıyor. < aşk şarkılarımı dinleyelim yoksa klasik müzik mi? > sorusuna < sen seç > oluyor cevabı diğerinin. Artık hiç bir şey fark etmiyor. farketmiyorsa zaten yolun sonu görünüyor…

           Söylenmiş yada söylenmemiş cümlelerin bütünüdür bence fark etmez. < her şey için geç kaldım, artık ne olsa fark etmez…> < sevmiyorum seni ve söyleyemiyorum. Gidemiyorum da… vazgeçtim her şeyden, artık ne olursa olsun fark etmez.> <öyle mutsuzum ki çıkışı yok bu karanlığın. Alıştım böyle yaşamaya. Güzel bir şey olmasa da fark etmez.> <ne çok ugraştım beni fark etsinler diye. Annem de babam da kendi derdinde. İş işten geçti artık fark etseler de fark etmez…>

            Ne hüzünlü, ne yalnız, ne keskin bir kelimedir < fark etmez > bu günün hangi gün olduğu, mutfağın ne koktuğu, akşamın ne getireceği fark etmiyorsa artık derin ve yakıcı bir yaranın düşen kabuğunun boşluğu var demektir o yürekte.

          Biri bana < fark etmez > dediğinde birden kapıları çarptıran rüzğarlar eser yanımda. Gözlerim göremediği yaraları arar. Nerede hata yaptığımı anlamaya çalışır dilim. Kulaklarım söylenmeyen alt cümleleri duymak için. Müthiş bir yağmur vardı bu akşam İstanbul da. Yağmura eşlik eden ağır aksak bir trafik. Radyoda sevdiğim bir şarkı. Diğerlerinden farklı olan. Ve çok şeyi fark ettiren. Yağmur damlaları arabanın camına vurup üst üste kayarken biran önce eve gitmeyi, alıştığım şeyleri yapmayı planlıyordum sabırsızlıkla. Yağmura rağmen elimdeki maşayla kestaneleri çeviren kestaneci, arabaların farları ve radyodaki şarkı benim için her şeyin çok ama çok fark ettiği coçuklugumu  anımsattı birden

           Bugün günlerden ne diye düşündüm. Bir kadın mor bayez çiçeklerden bir demet elinde, saçları ıslak, ağır ağır yürüyordu. Belli ki onun için bu günlerde çok şey fark ediyordu.Hemen bunları yazmak istedim. Ama bugün bir başkayım  beklide benim için bir şeyler fark ediyordur….

bu sevdadan sanane

 

Sesimi bıraktım sana…

Adımı bıraktım…

Kimliğimi…

Aşkımı bıraktım, sevdamı ve sevgimi…

‘’Aldın mı’’ diye sormayacağım.

‘’Sesimi duydun mu?’’ demeyeceğim.

‘’Adına bıraktığım şiiri okudun mu?’’ sorusunun ardına düşmeyeceğim.

O ses, anılar mahzeninde çürüsün…

Çürüsün geçmişimin ve geleceğim kimliği de…

Adın, dudaklarımdan çıktığı haliyle dursun yüreğim ile yüreğinin arasında…

Ben, beni anlatmak istedim yalnızca…

Bundan sana ne? Seni sevdiğimden sana ne?

Yüreğim ki, hüzünler sığınağı…

Gözlerim, gözlerinin tutsağı…

Ellerim, nice oldu karşılıksız bir sevginin ateşiyle kavrulmuş ellerin hasretinde…

Ben senin hasretinde…

Sana aşık olduğumdan…

Gözlerinin gölgesinin gözlerimden uzak olduğundan…

Yüreğimin her daim yüreğimi dağladığından sana ne?

Sevdamı ve sevgimi, kapaksız bir şişeye kilitleyip

Adı ve mevcudiyeti meçhul bir okyanusa bırakır misali, ulaştırmak istemiştim sana…

Öyle olsun istemiştim.

O şişe, zamanın ufkunda yol alsın.

Ve hiçbir adresi olmasın.

Adressiz bir mekana, isimsiz bir zamana ulaşsın…

Senin o adressiz mekan ile isimsiz zamanda olmandan korkuyorum.

Sesinin sesim ile karsı karşıya gelmesinden…

Yüzünün yüzümle, kalbinin kalbim ile yan yana durmasından korkuyorum.

Şimdi bir başıma oturmaktayım gecenin eşliğinde.

Karanlıkta çoban yıldızı misali ışıldıyor yüzün.

O yüzün aydınlığıyla yıkıyorum bedenimi.

Ve unutmak istiyorum bütün geçmişimi ve geleceğimi, şimdimi unuttuğum gibi…

Unutmak istiyorum kendimi ve kimliğimi…

Yolum şimdi, kendimin de olmayan bir meçhul üzre…

Ben, beni de sana bıraktım, sevgimi ve sevdamı, kara sevdamı da sana…

Gidiyorum işte…

bu sabah güneşim sen ol

   BU SABAH GÜNEŞİM SEN OL

 

Bak yağmur yağıyor

Yollara çukur kazarcasına

Sen gökkuşağı ol gökyüzüne kurul

Sonra istersen kaybol aniden

Bende bileyim gökkuşağının varolduğunu

Gece neden hep düşüncelere gömük duruyor

Bu sabah güneşim sen ol

Bende bileyim artık düşüncelerinde doğduğunu

Yalnızlıklar paylaşılmıyor paylaşınca yalnızlık olmuyor

Bir gün ansızın kapımı çalan sen ol

Bende bileyim yalnız olmamanın nasıl olduğunu

Sonra …sonra istersen git tabi

Ama bende bileyim artık birilerin düşüncesinde benimde varolduğumu

 
Photo 1 of 13